Aile, Aile Şirketi, Roller ve Algılarımız-2

Durumu tam olarak doğru değerlendirdiğini düşünüyor musun?

alt

Ailemizde ya da ikili ilişkilerin yer aldığı hemen her yerde, her hangi bir konu ele alındığında büyük çoğunluğumuz “o durumu / konuyu” hemen anladığımızdan yanadır. Ya da öyle varsayar (tercih eder demiyorum, dikkat lütfen). Hoş “varsaymak” da başka bir durumdur. Baksanıza, bir dolu otomatik yaklaşım arka arkaya dizilir gibi oluyor. Neyse biz diğerlerini başka paylaşımlarımıza bırakıp “durumu doğru değerlendirmeye” dönelim.

Hemen büyük çoğunluğumuz, verdiğimiz bir dolu karar alma süreçlerinde o anki “durumu doğru değerlendirdiğimizi” düşünürüz. Yoksa niye öyle bir karar alalım ki deriz, bize soru ya da sorular yöneltildiğinde. Böyle bir yaklaşımın arkasında, tahminen “yeteri kadar akıllı olduğumuz”, “yeteri kadar konuyu bildiğimiz”, “yeteri kadar deneyim sahibi olduğumuz”, “yeteri kadar doğru düşünme becerisine sahip olduğumuz”, yani özetle kendimizden pek bir emin olduğumuz durumları sergileriz. Bunda da aslında büyük bir gariplik yoktur. İnsan olmanın doğal sonucu olarak, kendimizi karşımızdakinden daha iyi olmaya yönelik konumlandırırız.

Aslında buradaki konu, diğerinden daha iyi ya da az iyi (kötü değil) olmak meselesi değildir. Kıyaslamaya gitmek konusu, bu yazımızın ana teması içinde yer almamaktadır. “Kıyaslama” yaklaşımını bir başka paylaşımımızda mutlaka ele alacağız. Buradaki konu, çoğunlukla doğrudan ya da dolaylı olarak “kendimizi” diğerinden daha farklı konumlandırmaya yönelik, “durumu doğru değerlendirdiğimizi” ileri sürmektir. Bu konuya bu kadar vurgu yapmamızın ana nedenleri arasında ise, duyusal sistemimiz ve algılama biçimimizden kaynaklanmaktadır.

İnsan denilen varlığın, yaşamsal mekanizmasında dışarısı ile bir şekilde “ilişki” içinde olmak vardır. Bu ilişkinin başlangıcında da “duyusal” sistemimiz ve duyu organlarımız yer alır. Duyu organlarımız, bize “dış dünya” ile bir fikir ya da bilgi aktarırlar. Bu “bilgi” ya “fikir” her zaman aynı yalınlıkta dikkate alınmayabilir. Yani, anlamadığımız bir gürültü duyduğumuzda irkiliriz mesela. Tahminen, farkında olmasak da olası bir “tehdit” unsuruna yönelik düşünüyoruzdur. Ya da, gördüğümüz bir durumdan (mesela bir canlının yaralandığı bir durum, ya da tatsız bir otomobil kazasını izlemek gibi) farklı şekilde etkilenebiliriz. Ya da, yine siste olduğumuzda, mesafe algımız hemen hemen “dumura” uğramış olabilir.

Anlayacağınız, ya da sözün özü, bizim duyu organlarımız bize her zaman en etkin şekilde hizmet etmeyebilirler. Öte yandan, bu duyu sisteminin kusurlu olması demek değildir aslında. Duyu organlarımızın çalışması belirli sınırlar içinde işlevseldir. Buradaki konuları iki ayrı şekilde irdeleyebiliriz. İlki, kendi sınırlılığımızın ne kadar farkındayız, ikincisi de duyu organlarımızın sağladığı bilgiyi işlemeye yani algılamaya başladığımızda ne kadar etkin işlem yapıyoruz? “insanlık hallerinin” doğal durumları içinde, hem kendi sınırlılığımızın farkında olmamak hem de “algı yanılgılarıyla” iç içe bir yaşam sürdürdüğümüzü fark etmemek yer alır. Her iki hale yönelik olarak, kendimizi geliştirmemiz, eğitmemiz, farklılaştırmamız mümkündür aslında. Ayrıca her iki hale yönelik durumlar hiçbir zaman sabit değildir, her zaman dış koşullara ya da yaşadıklarımıza bağlı olarak değişebilirler. Örneğin, kendimizi çocukluk zamanlarında çok korkutan bir şeyi, çok sonraları hala işemeye devam edebiliriz. Bir örnek verecek olursam, 3 yaşındayken ufak bir kedi beni tırmaladıysa ve canım yandığı (ya da güvenliksiz bir durum algıladığım) için, yetişkin hale geldiğimde bile kedilerden korkmaya devam edebilirim. Kişisel bir örnek verecek olursam, 18 yaşındayken bir hafta içinde iki defa kaza geçirmiştim. Biri tren diğeri otomobil kazasıydı. Her iki kazanın “metal sesleri” ve “aşırı gürültüleri” hafızama kayıtlı kalmış. Kazaların üstünden üç yıl geçmesine karşın, bir seferinde üniversiteden eve dönerken bindiğim bir otobüs bir çukura girdiğinde “neredeyse dehşetle” uyandım, “eyvah yine kaza mı oluyor” hissine o kadar çabuk ulaştım ki, afalladım açıkçası. Evet hafif uyukluyordum, ancak, hafızam ya da beynim, o anki durumu farklı “algılamış” ve “farklı yorumlamış” idi. Kendi yaşadığım üzerinden verdiğim örneğin farklı versiyonlarını sizler bizzat veya yakınlarınızdaki kişilerde deneylemiş ya da duymuş olabilirsiniz. Algı sistemimizin işleyişi, bizlerde oluşan duyguları ya da düşünceleri bir şekilde etkilemektedir. Tüm bunların da, her zaman çok düzgün bir şekilde işlemesi olasılığı oldukça düşüktür.

Özetleyecek olursak;

  • Duyu organlarımızın belirli sınırlılıkları vardır.
  • Hemen her zaman algı yanılgılarına düşmemiz olasıdır.
  • Duygularımız ve düşüncelerimiz algıladıklarımızla doğrudan ilintilidir.
  • Olağan üstü bir “sistemimiz” olsa da, her zaman “mükemmel” çalışmayabilir.
  • Hal böyleyken içinde bulunduğumuz “aile / aile şirketi / iş etkileşimleri” kapsamında bazı sorularla beraber yola devam etmeye ne dersiniz?

  • Taşıdığım “hangi şapka” ile mevcut durumu değerlendiriyorum?
  • Kendi bulunduğum konumla, karşıdakinin yaklaşımı arasındaki etkileşimi hesaba katıyor muyum?
  • Ailemden devraldıklarımın buradaki “durum” ya da ilişkilerle bir bağlantısı olabilir mi?
  • Mevcut durumu sadece “olduğu haliyle” mi dikkate alıyorum, yoksa bir hikaye yazmaya mı başlıyorum?
  • O duruma dair duygularımın, ya da bende o durumdan dolayı tezahür eden duygularımın farkında mıyım?
  • Anlayacağınız, kolaylıkla geçip gittiğimiz (ya da gittiğimizi sandığımız) bazı durumların, arkasında önde gözükenden çok daha fazla temalar yer alabilir. O zaman ne yapmamız lazım derseniz;

    A. Kendimize “azami gözlemci” olabilme becerilerine odaklanmalıyız.

    B. Durumu tam olarak doğru değerlendirmek için, o anki duruma odaklanmak ve elimizdeki araçların farkına varmalıyız. Bundan sonrasında da aşağıdaki soruyu “kendi” adımıza olabildiğince samimi yanıtlamalıyız.

    C. Yaptığımız durum değerlemesi, kendi yolculuğumuzla uyumlu mu, ya da kendi yürümek istediğimiz yola bir anlam katıyor mu?

    “C”de var alan soruya başka bir yazıda açıklık getirmeye çalışırken, “kendimize gözlemci” olmaya ya da “durum tespit çalışmalarına” da değineceğim.

    PAYLAŞ:

    7/24

    İLETİŞİM FORMU

     

    Bana Yazın...