Beslenmek ve “Geviş Getirmek” Üzerine (2) – Duygularımız...

alt

Bu yazım da Beslenmek ve “Geviş Getirmek” Üzerine… Burada konu duygularımız. Bir önceki yazıma “geviş getirme” deyimi üzerinden başlamış, beslenmedeki yerine değinmiş, zihinsel geviş getirmeye yönelik tanımlamanın ne olduğunu paylaşmıştım.

Hani deriz ya, kafamda bin türlü düşünce var. Tekrarlayıcı şekilde zihnimizde dönüp dolaşan düşüncelerin, göreceli az durumlar dışında bize pek de olumlu bir katkısı yok aslında. Hatta, bunlar bizi düşünce tuzağına çekerek, zihinsel değerlemelerimizde kargaşaya yol açabiliyor. Anlayacağınız zihinsel arınmamızı sağlayabilecek en temel durumlardan biri, zihinsel geviş getirme sürecinden çıkabilmek. Zihinsel geviş getirmeye dair bazı sorularım olmuştu. Bunları bir başka şekilde anımsayalım bu aşamada;

A. İçinde bulunduğum durumun (zihinsel geviş getirdiğimin) farkında mıyım?

B. Yaptığım bana olumlu mu olumsuz mu katkı sağlıyor?

C. Hazmetmekte zorlandığım “düşünsel besin maddeleri” neler olabilir?

D. Sürekli ısrar ettiğim ya da varsaydığım bir “şey” var mı?

E. Yaşamda sürekli aynı kalan bir “şey” var mı?

Bu soruları siz kendi kendinize de ele alabilirsiniz. Bazen, yönetsel ya da bireysel danışmanlık çalışmalarında beraberce de ele alıyoruz. Kimi zaman doğrudan bu sorular üzerinden gidebiliyoruz veya dolaylı olarak iş / yaşam / ilişki / aile durumları üzerinden. Öte yandan, tabii ki sadece bu sorular ya da sadece zihinsel geviş getirmemize odaklanmıyoruz. İnsanız, yani, duygularımız var doğal olarak. Aynı zamanda duygusal olarak geviş getirdiğimiz durumlar da mevcut. Hal böyle olunca, içinde bulunduğumuz durumları kendi yolumuza ve yolculuğumuza uygun değerlendirmek daha da kıymetli bir hale dönüşmekte. Duygusal geviş getirmeyi de, zihinsel geviş getirmeye benzer şekilde ele almakta fayda vardır.

Tekrarladığımız ya da temas etmekten kaçındığımız bazı durumlara dair hissiyatımız hem genel duygu durumumuzu etkilemekte hem de zihinsel geviş getirmemize yol açan bir döngüyü tetikleyebilmektedir.

Daha önceki yazılarımda aralıklarla ele aldığım bir diğer husus, algılarımızda yanılabileceğimiz hallerdi. Böyle bir halin bizi uygun / makul olmayan değerlendirmelere / aşamalara yöneltebileceğini dile getirmiştim. Durum değerlendirme süreçlerimizde, yaklaşımlarımızın giderek “zorlu” halleri kapsayabileceğini öne çıkartıyorsunuz diyebilirsiniz. Kısmen haklı da olabilirsiniz. Amaç, zorluğa odaklanmak değil ya da aslında her şey zor demek hiç değil. Bir durumu değerlendirmek ve karar alma sürecine yönelmek için elimizde bilgi olmasına ihtiyaç duyarız. Bir durumun gerçekliğini kavrayabilmemiz çok kıymetlidir. Eh, hakikate ya da mevcut durumun gerçekliğine giden yol da biraz farklı çabaları gündeme getirir.

Bu aşamada kendinizi şöyle bir durumda canlandırın desem;

i. Bir ekibin başındasınız, ekip içi çatışmalar sonucunda bir ya da iki ekip üyesinin yerini ve konumunu farklılaştırmak durumundasınız mesela.

ii. Eşinizle / Ebeveynlerinizle / Çocuğunuzla / kardeşinizle içinde yer aldığınız bir çatışma veya rahatsızlık halini ele almanız gereken bir görüşme yapmak durumundasınız mesela.

iii. Birkaç ortak (veya akraba) olarak başladığınız bir iş projesinde, iş yaptığınız müşteri tarafından gündeme getirilen biraz sıkıntılı bir durumu ele almanız gereken bir ortaklar toplantısına öncülük etmek durumundasınız mesela.

Buna benzer daha pek çok “olası durumu” sıralayabiliriz. Hemen hepsinde kendimize gözlemci olduğumuz hallerde, zihnimizde pek çok düşüncenin bulunduğunu görebiliriz. Aynı zamanda bu düşüncelerle birlikte veya bu düşünceleri tetikleyen bir kısım duygularımızın da farkına varabiliriz. Bunlar illaki zihinsel geviş getirme ya da duygusal geviş getirme olmak zorunda değil elbette. Algı yanılgılarına açığız ve zihnimizi arıtamadığımızda, durumu doğru değerlendirmekte giderek zorlanabiliriz.

Anlayacağınız, düşüncelerimiz duygularımızı ya da duygularımız düşüncelerimizi tetikleyebiliyor. İnsan denen varlığın yaşamsal işlevlerindeki durum bu. Aslında rasyonel olarak karar almadığımıza dair Nobel ödülü kazanmış bilimsel çalışmalar da mevcut. Halimiz böyleyken, daha önce yazımın başında gündeme getirdiğim soruları ele aldığınız kendi başınıza ya da bir rehber eşliğinde yaşadığınız süreçte 2 ayrı aşamayı dikkate almakta fayda olabilir. Şöyle ki; ilk aşamada;

  • Sizce, kendimize gözlemci olmak konusunda hevesli miyiz?
  • Durumumuza dair farkındalığımız nasıl yorumlanabilir?
  • Aynaya bakmamızı sağlayacak bir araç ya da rehber mevcut mu?
  • Bu ilk aşamadaki iki ana yaklaşımı, özellikle başta ele aldığım beş soru ile birlikte ele almanızı öneriyorum. Ondan sonra da ikinci aşama geliyor, birkaç soruyla birlikte;

  • Beklentilerinizin; yaşamınızı, işlerinizi, ilişkilerinizi ne kadar ve nasıl etkilediğinin ne ölçüde farkındasınız?
  • Beklentilerinizin yanı sıra tutunup kaldığınız, bırak(a)madığınız unsurların; yaşamınızı, işlerinizi, ilişkilerinizi ne kadar ve nasıl etkilediğinin ne ölçüde farkındasınız?
  • Galiba çok soru soruyor olduğumu düşünüyorsunuz. Olabilir. Yoksa siz de alıştığınız durumları / yaklaşımları hiç değiştirmeden, süregelen durumun değişebileceğine inanma seçeneğini tercih edenlerden misiniz? Soru sorma alışkanlığı kazanmaya yönelik sohbetlerimize ayrıca devam edeceğim.

    PAYLAŞ:

    7/24

    İLETİŞİM FORMU

     

    Bana Yazın...