Aile, Aile Şirketi, Roller ve Algılarımız-1

Aile ve Aile Şirketi Arasında Sıkışıp Kalmamak için…

alt

Aile, toplumu oluşturan en küçük sistemdir. Ne şekilde tanımlarsanız tanımlayın, konunun duygusal boyutu bir tarafa ailenin işleyişinde bir sistem çalışır. Anne, baba, çocuklar ya da diğer aile üyeleri yapıyı oluştururlar. Aile içindeki her bireyin farklı rolleri ve farklı sorumlulukları vardır. Bu sistemin işleyişinde hemen herkesin katkısı olur. Yani aile içinde yer alan insanlar, kendi rollerine göre bir konum alırlar. Çorbada tuzu bulunandan çorbayı yapana ya da malzemeleri getirene varıncaya kadar süreçte yer alanların değişik işlevleri vardır.

Ekonomik hayata baktığımızda, tarihsel süreçte zanaatkarlar ya da tarıma endeksli üretken unsurları bir tarafa alırsak, endüstri devrimiyle başlayan süreçle birlikte “şirketler” şu ya da bu şekilde hep gündemdedir. “Şirket” kavramı zamanla giderek ön plana çıktı. Buradaki temel motif, sistemli bir yapının oluşturulup üretimde ya da satışta bir kişi ya da sadece bir ekibin yapabileceğinden çok daha fazlasına ulaşılmasıydı. Yıllar içinde “markalar” şirketlerin isminin önüne geçse de markaları öne çıkaran, temelinde şirketler vesilesiyle oluşturulan ürün ya da hizmetlerdir. Temelinde akıl odaklı bir yapının hakim olduğu iş yaşamında, “sistem” ya da “sistematik” yapı bizle birliktedir. Düşünsenize onlarca, yüzlerce kişinin yer aldığı faaliyetlerde herhangi bir sistem uygulanmaksızın, bir sonuca ulaşılmaya çalışıldığını? Bazen de, ya da sıklıkla şunu da işitebilirsiniz; “aklını kullan, duygularını işe katma”! Şirketlerin “sistemsel” yaklaşımının, çok eski zamanlardan ve de yaşamda kalma mücadelesinin savaşlar aracılığıyla yapıldığı “silahlı kuvvetler-ordu” yapılanmasından geldiği ifade edilir.

Sistem konusunu ele aldığımızda, hemen yanı başında yer alacak bir diğer kavram da “ekip çalışmaları” ya da “ekip” olmaktır. Bu da bize, insan insana etkileşimi ayrıca bunun ağacın dalları ve köklerinde olduğu gibi çok boyutlu taraflarını anımsatır. Bu başlık altında bazı etkileşimlere de başka yazılarda değineceğim.

İletişimde, kelimeler sembollerin dile getirilişidir. İlk paragrafta yer alan ifademde bulunan “duygusal boyut” ve “sistem”in taşıdığı anlam, beraberinde bir dolu savı beraberinde getirebilir. Hele ki, bir de buna “duygular” ya da duyguları işe katmamak dendiğinde, ne yaşadığımızı hakikaten anlamlandıramadan yaşıyor da olabiliriz. Anlayacağınız, “sistem” ya da “sistematik yaklaşım” bir bakıma açıkça bir bakıma üstü kapalı bir şekilde bizi bir yere doğru yönlendirebilir. Bir aileden geldiğimizi, oradan aldıklarımız konusunu genellikle daha geride bırakıp üstlendiğimiz rollerde aklımızı en üst seviyede kullanmaya gayret ederiz.

Diyeceksiniz ki, dur biraz, nereye doğru gidiyorsun bu hızla? Peki bu aşamada birkaç olası durumu aşağıda “sorularla” ifade etmeye çalışayım;

  • Ailemden aldıklarımla bu şirkette gündeme gelenler uyuşmuyor. Zorlanma duygusu yaşıyorum, aklımı nasıl kullanayım?
  • Ailede sistemimiz belliydi, ancak şirketteki sistem bambaşka. Bir sistem var da. Her şey patronun (genel müdürün) iki dudağının arasında. Bu sorunumu nasıl aşacağım?
  • Şirket içinde üstlendiğim rol, aile ve eğitim hayatımdan öğrendiklerimle benzeşmiyor. Bu duruma nasıl uyum sağlayacağım?
  • Durumları ya da soruları daha da çoğaltmak, onlarca yüzlerce ayrı hale getirmek mümkün. Bu aşamada önerim, tüm bu durumları aşağıdaki 2 soru üzerinden irdelemeye geçmek olur. Onlar;

    A. Durumu tam olarak doğru değerlendirdiğini düşünüyor musun?

    B. Yaptığın durum değerlemesi, kendi yolculuğunla uyumlu mu, ya da senin yürümek istediğin yola bir anlam katıyor mu?

    Aslında bu sorulara getirilebilecek açıklamalar, hem ayrı ayrı ele alınmayı hem de başka temalarla olan ilişkisel durumları gündeme getirmektedir…

    PAYLAŞ:

    7/24

    İLETİŞİM FORMU

     

    Bana Yazın...